
Hastaneler yalnızca taş duvarlardan ve uzun koridorlardan ibaret değildir. Orası, bir yerlerde yarım kalmış umutların yeniden yeşermesi için kapısı çalınan; acının, duanın ve umudun aynı çatı altında buluştuğu şifa mekânlarıdır.
Şifa arayanın da şifa dağıtanın da bu mekâna karşı bir sorumluluğu vardır. Kullanılan alanı temiz bırakmak, emanete sahip çıkmak, görev saatinde görev yerinde olmak, işini hakkıyla yapmak… Küçük gibi görünen bu davranışlar, aslında büyük bir vicdanın sessiz göstergeleridir.

Çünkü insan, en çok da dara düştüğünde başkasının özenine muhtaç olur. Bir hastane koridorunda atılan her adımın, söylenen her sözün, yapılan her işin bir karşılığı; bekleyen bir insanın umuduna dokunan bir tarafı vardır.
Şifa yerinde vicdan da iyileşmeli; çünkü insana dokunan her el, önce kendi vicdanından güç almalıdır. Şifa dağıtılan yerde özensizlik yara açmamalı; merhametin, sorumluluğun ve insan onurunun sesi daha gür çıkmalıdır.

Bazen insanın bam teline dokunan birkaç mesele, kalemin ucundan kendiliğinden dökülüverir. Bu satırlar da biraz sitem, biraz hassasiyet, biraz da insanın insana karşı taşıması gereken sorumluluğun sesi olsun.
Unutulmamalıdır ki hastane, yalnızca bedenlerin tedavi edildiği bir yer değil; insanlığın, merhametin ve vicdanın da sınandığı bir mekândır.
Vesselam.
Emine GÜLNAME