
Muharrem ayı gelir de insanın gönlüne bir hüzün, bir tefekkür düşmez mi?
Takvimlerin ilk ayıdır Muharrem… Fakat aslında insanın kendi içine yaptığı yolculuğun da başlangıcıdır. Dünya telaşının arasında unuttuğu hakikatleri yeniden hatırladığı, kalbinin sesini daha derinden duyduğu mübarek bir vakittir.
Belki de bu yüzden Muharrem gelince gönüller biraz daha sessizleşir. Çünkü bu ayın sükûnetinde yalnızca zamanın değil, asırların içinden gelen bir ses saklıdır. Kerbelâ’nın sesi…
Asırlar geçse de susmayan bu ses, hakikatin karşısında eğilmeyen bir duruşun, adalet uğruna ödenen ağır bedellerin ve imanla yoğrulmuş bir teslimiyetin hatırasıdır. Kerbelâ bize sadece bir tarihi değil; makam ile vicdan, menfaat ile hakikat arasında kaldığımızda hangi tarafta durmamız gerektiğini de hatırlatır.
İşte böyle bir manevi iklimde kaynamaya başlar aşure kazanları…
İlk bakışta bir tatlıdır aşure. Oysa dikkatle bakıldığında içinde nice hikmetler saklar. Birbirinden farklı renkler, tatlar ve özellikler taşıyan malzemeler aynı kazanda buluşur. Kimi serttir, kimi yumuşak… Kimi tatlıdır, kimi sade… Fakat hepsi aynı ateşte pişer, aynı berekette buluşur ve sonunda tek bir lezzete dönüşür.
İnsan da böyledir aslında…
Birlik, aşure kazanında mayalanır. Aynı kazanda buluşan birbirinden farklı malzemeler nasıl kendi özünü kaybetmeden ortak bir berekete dönüşüyorsa; insanlar da farklılıklarını koruyarak sevgi, saygı ve hoşgörüyle bir araya geldiklerinde gerçek kardeşliği inşa ederler. Çünkü birlik; aynı olmakta değil, aynı gönül ikliminde buluşabilmektedir.
Farklı şehirlerde doğar, farklı hayatlar yaşarız. Sevinçlerimiz farklıdır, imtihanlarımız farklıdır. Ama hepimiz aynı dünyanın yolcusu, aynı rahmetin muhtacıyız.
Aşure bize farklılıkların ayrılık sebebi değil, rahmet vesilesi olduğunu öğretir. Birbirine benzemeden de bir arada olunabileceğini, aynı düşünmeden de aynı gönülde buluşulabileceğini hatırlatır.
Bu yüzden aşure yalnızca bir tatlı değildir.
O, paylaşmanın dilidir.
Komşunun kapısını çalan sıcak bir selam, bir hastanın duası, bir yetimin tebessümü, bir dost meclisinde çoğalan muhabbettir.
Paylaşılan her aşure kâsesiyle birlikte sadece bir ikram değil; sevgi, vefa, merhamet ve kardeşlik de dağıtılır.
Ne güzel hikmettir ki farklı tatlar bir araya geldiğinde eksilmez, aksine çoğalır. İnsan da sevgiyi, iyiliği ve ekmeğini paylaştıkça zenginleşir.
Keşke insanlık aşure kazanındaki bu sırrı yeniden anlayabilse…
Öfke yerine merhameti, ayrılık yerine kardeşliği, kırgınlık yerine muhabbeti çoğaltabilse…
Belki o zaman gönüllerimizdeki mesafeler kısalır, sofralarımızdaki bereket artar ve dualarımız göğe daha içten yükselir.
Muharrem ayının rahmeti üzerimize yağarken Rabbim gönüllerimizi de aşure kazanındaki tatlar gibi birleştirsin. Kibirleri eritsin, kırgınlıkları yumuşatsın, sevgiyi ve kardeşliği çoğaltsın.
Çünkü Muharrem gelince gönle düşen hüzün, kaybolmuş bir sevincin hüznü değildir.
Hakikati hatırlayan bir kalbin sessizliğidir.
Ve bazı aylar vardır ki takvimlerde değil, insanın yüreğinde yaşar.
Muharrem de onlardan biridir.
Emine GÜLNAME