
“Yağmurda ıslanmayan aşkı tarif edemez” sözü, sevginin sadece güzel ve kolay zamanlarda değil, zorlukların, sabrın ve fedakârlığın içinde anlam kazandığını anlatır. Çünkü gerçek aşk; kuru bir gökyüzünün altında söylenen sözlerde değil, yağmurun altında birlikte yürüyebilmekte saklıdır.
Yağmur benim için sadece gökten düşen su damlaları değildir. Her yağmur damlasının bir melek tarafından yeryüzüne indirildiğine inanırım. Damlalar yüzüme her değdiğinde, Rabbimin rahmetini, meleklerin maneviyatını ve yaratılışın eşsiz güzelliğini hissederim. Yağmurun sesi, insanın kalbine dokunan ilahi bir hatırlatmadır; sevginin, merhametin ve şükrün hatırlatması…
Gerçek sevgi, sadece bir insanı sevmek değildir. Bir insanı sevmek; Allah’ın yarattığı güzelliği sevmektir. Allah’ı sevmek, O’nun gönderdiği Peygamberi sevmek, insanlığı sevmek ve bütün yaratılmışlara merhametle yaklaşmaktır. Yunus Emre’nin dediği gibi, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü.” İşte sevginin en saf ve en yüce hali budur.
Aşk, sadece kalbin bir kişiye duyduğu özlem değildir; aşk, insanın ruhunu iyiliğe, merhamete ve hakikate yönelten bir yolculuktur. Gerçek aşkın içinde bencillik değil paylaşmak, kırmak değil onarmak, uzaklaştırmak değil yakınlaştırmak vardır. Tıpkı yağmurun kuruyan toprağa can vermesi gibi, sevgi de dokunduğu gönüllere hayat verir.
Yağmur altında yürümeyen, ıslanmanın ne demek olduğunu bilemez. Sevginin yükünü taşımayan da aşkın derinliğini anlayamaz. Çünkü gerçek aşk; sabırdır, fedakârlıktır, vefadır, duadır. Ve gerçek sevgi, insanı Allah’a, insanlığa ve bütün yaratılmışlara daha da yakınlaştıran en güzel duygudur.
Bu yüzden yağmur her yağdığında gökyüzünden sadece damlalar değil; rahmet, sevgi ve umut da yeryüzüne iner. Onu hissedebilen gönüller için her yağmur damlası, Yaradan’ın sevgisini fısıldayan sessiz bir selamdır.
Emine GÜLNAME